Mayıs 2007


 

Süphan Dağı ve Van Gölü Erciş

 

bir yüzen hayâl gibi Süphan
ürpertir çocuk yüreğimi
durmadan…

 

masmaviliği sarmalamış eteklerine
çağırır korkusuz düşlerimi
heybetine sığınmış hekatlar
dalda olur umutlarıma

 

bir yüzen hayâl gibi Süphan
ürpertir çocuk yüreğimi
durmadan…

 

kurtlar eritemez karlarını
sancılı soluklarıyla
ne de güneş
o’na ilişir..

 

bir yüzen hayâl gibi Süphan
ürpertir çocuk yüreğimi
durmadan…

 

bir kâse şerbet taşır
zirvesi…
bi içine bırakırsam bedenimi
arınırım belâlardan, kahırlardan…

 

bir yüzen hayâl gibi Süphan
ürpertir çocuk yüreğimi
durmadan…

 

kaf dağı’nın arkası
masallar ülkesi…
Süphan, masalları kıskandıran
sevdalarımın resmi

 

bir yüzen hayâl gibi Süphan
ürpertir çocuk yüreğimi
durmadan…




Edip Toprak

(fotoğraf: Ali Dağer Erciş)

Reklamlar

erciş ili

Malumunuz seçim süreci başlamış bulunmakta. Güzel Ercişim de havaların ısınması bir yana seçim atmosferinin sıcaklığına yavaş yavaş giriyor. Ben de modaya uyup -gerçi huyum değildir- bu konu hakkında birkaç kelam edeyim, dedim.

Aşağıda söylenenlerin ciddiye alınmasını istediğimden emin değilim. Gerçi ömrümüz bu lafları ciddiye almakla geçti de neyse…

***

Kürsüye çıkılır, elde sıkıca tutulmuş bir mikrofon vardır, karşıda şakşakçılar, merak edip de gelenler, muhalifler vs. Nutuk atma eylemine başlanılır;

– Sevgiliiiii Ercişli hemşerileriiiiim! Bugün burada toplanmamızın nedenini herkes biliyor. Ben de biliyoruuuummm!

x: (şak şak şak şak…)

– Erciş’in tüm sorunlarının bilen, halka saygılı, sevgi, hoşgörü, demokrasi, kardeşlik, barış, koçköprü barajı, emrah ile selvi, asfalt yollar….

x: ?????

– Kem küm… İşte böyle bir aday olarak sevgili, kıymetli, aziz, değerli, canımdan çok sevdiğim Ercişli hemşerilerimin karşısındayım.

x: Yürü bee… Kim tutar seni!!!

– Bana vereceğiniz oylar size yol, su, elektrik, bi gumruk bi de teppik olarak geri dönecektir.

– Unutmayın, ben başkalarına benzemem! Beni başkalarına benzetenlere sesleniyorum: Arkadaşlar siz yanlıştasınız!!!! Yanlış yapıyorsunuuuuz!!! Kıymetli Erciş halkı bunları biliyor. Erciş halkı hizmet bekliyor. Hizmeeeeeeeeeet!

x: Hurrraaaaa (!) vay vay vay….

– Erciş ve çevresinde kanalizasyon sorunu olduğunu biliyorum. Ben seçildiğim taktirde kanalizasyonu ağzınıza kadar getireceeeem!

x: Helal helal!! şak şak şak…

– Bitti mi bitmeeeeeeeeeeediiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii…..

x: Heç biter mi?

– Değerli Ercişli hemşerilerim, seçildikten sonra elimdeki kadroları işsizlerimize dağıtacam. Bütün Ercişli işsizler iş sahibi olacak. Hem de kadrolu iş, kadroluuuuuuuuu!

x: Aslansın, kaplansın sen yaparsın!

– Asıl bombayı şimdi patlatıyorum, çok çook çoook sevdiğim Ercişli hemşerilerim. Yıllardır söz verilip yapılmayan şeyi yapacam. Ne yapacam biliyor musunuuuuuuuuuuuzzzzz?

x: Ne yapacağsan tez söyle!

– Erciş’i il yapacam, il il!!!

x: Erciş seninle gurur du-yu-yor! Erciş seninle gurur du-yu-yor! Erciş seninle…

van kedisi erciş

Evcil hayvanların herbirisinin ayrı bir özelliği vardır. Çağlar boyunca, insanların dikkatini üzerine toplamış kedilerden bugün, ipeksi beyaz kürkü, değişik gözleri, mükemmel avcılığı ve suda oynamayı sevmesiyle en fazla ilgi görenlerden biri de Van kedisi’dir.

Kedi etcil bir hayvandır. Genelleştirme yapılırsa hayvansal proteinlerle beslenir. Keskin duyu organlarının varlığı, karanlıkta bile çok iyi görülebilen gözleri, sivri pençeleri, keskin dişleri, kıvrak vücudu, ayak parmaklarının üzerinde sessizce yürümesi onu iyi bir avcı yapmıştır. Göz ve burun etrafında hassas kılların bulunuşu da avcı özelliğini kuvvetlendirmektedir.

Kürk kılları ilkbahar ve sonbaharda dökülen kedilerin, yüz kasları herhangi bir olay karşısında hayvanın yüz ifadesini belirtecek bir şekil alır. Kas ve iskelet sistemini mükemmel bir şekilde koordineli kontrol edebileceklerinden, hangi pozisyonda yukardan aşağıya bırakılsın daima ayakları üzerine yere düşer.

Büyük beyin (Cerebrum)in alanının genişliği, kedilerin zekasının bir göstergesidir. Ayrıca beyinciğin (Cerebellum) gelişmiş olması da kedilerin aktivitesindeki koordinasyon mükemmelliğini sağlar.

Son yıllarda gerek dünya da gerekse Türkiye’de büyük ilgi gören evcil kedilerden biri de Van kedisidir. Ancak sevimli, cana yakın olan Van kedisine bugüne kadar yeterli ilgi gösterilmediğinden nesli tükenmekle karşı karşıyadır. Eskiden Van yöresinde sıkça rastlanan ve hemen her evde bulunan Van kedisinin sayısı giderek azalmakta ve hızla melezleşmektedir.

van kedisi tek göz erciş

Van yöresinde, Van halkı tarafından kediye “Pişik” denir. Van kedisi, yöre halkı tarafından yalnız bir süs kedisi veya fare ve böcekleri avlaması yanında, bir dost ve ailenin bir bireyi olarak kabul edilir.

Van kedisinin eskiden yaz aylarını dağlarda, kış aylarını ise evde geçirdikleri söylenir. Bugün ise yaz aylarını Erek Dağı’nın sırtlarında avcılıkla geçiren ve kış aylarında evine dönen Van kedisine çok az rastlanır.

Yöre halkı tarafından yere sürünecek kadar uzun-beyaz ipeksi kürklü, uzun vücut yapılı, kaplan yürüyüşlü, tilki kuyruğuna benzeyen uzun ve kabarık kuyruklu, değişik göz renkli (Diskromatopsi), zeki, çevik bir kedi olarak tarif edilen Van kedisinin temizliği, cana yakınlığı, oyunu çok sevmesi sahibine bağlı oluşu, onu nadide hale getiren başlıca özellikleridir. Ancak 1950’li yıllardan sonra Avrupalılar tarafından dünyaya tanıtılmaya çalışılmış ve bu eşsiz güzellikteki özellikleri tam olarak tanıtılmamıştır.

Van kedisini çekici kılan özelliklerden biride, onun gözlerinin rengidir. Göz renklerine göre Van kedileri üç gruba ayrılabilir.

a-Her iki gözü mavi,

b-Her iki gözü kehribar (Sarı renk ve tonları)

c-Tek-göz (Diskromatopsi bir gözü mavi diğer gözü kehribar renkte olanlar) diye gruplandırılır.

Van kedisindeki mavi göz rengi, daima turkuaz mavisi özelliği göstermesine rağmen, kehribar gözdeki renk tonu oldukça farklılık gösterir. Bu tonları, kehribar, açık kehribar, sarı ve çağla yeşilidir. Çok ender olarak da kehribar göz rengi yerine kahverengi olabilmektedir. Mavi gözlü kedilerde, mavi gözlü kısa, kadife kürklü ve mavi gözlü-uzun ipek kürklü kediler diye ayrılır. Van kedilerinde, yeni doğan yavruların gözleri grimsi renktedir. Yavru kedinin doğumundan 25 gün sonra göz renkleri farklılaşmaya başlar ve 40 gün sonra da göz renkleri netleşir.

Genelde Van kedisi yavrularının iki kulağı arasında bir veya iki adet siyah nokta vardır. İki siyah nokta taşıyan yavruların çoğu tek-göz olur. Ve bu siyah noktalar adeta Tek-göz kedilerin mührü olarak tanımlanır. Ancak baştaki bu siyah noktalar doğumdan sonra bir iki ay içinde kaybolur. Ve bazen sayıları 8-30 arasında değişen miktarda siyah kıllar olarak kalır.

Van kedisi gibi değişik göz rengine sahip köpeklerin, evcil güvercinlerin ve insanların da bulunduğu ve bu özelliğin genetik bir defekt olduğu bilinmektedir.

Van kedilerinin erkeklerinin vücut ağılığı yaklaşık 3600 gram dişilerinin ise 2900 gram kadardır.

Van kedisi her yıl Şubat-Mart-Haziran aylarından birinde kızgınlık (Östrus) periyoduna girer. Bu periyod 10 gün kadar sürer. Kızgınlık döneminde gebe kalırsa genellikle o yıl içinde bir daha kızgınlık göstermez. Gebelik süresi 62 gün kadardır. Gebeliğin birinci ayından sonra karnı şişmeye başlar ve bu dönemden itibaren karnını kimseye dokundurtmaz. Van kedisi de diğer kedilerde olduğu gibi gözlerden uzakta doğurmayı sevdiğinden, birinci ayın sonundan itibaren ıssız ve karanlık yerler aramaya başlar. Doğumdan hemen sonra göbek bağı (Plasenta) anne kedi tarafından ısırılarak koparılır. Anne kedi, yavrularını 50-60 gün süreyle emzirir. Fakat bu süre kısalabileceği gibi uzayabilirde.

Van kedisi bir batında dört adet yavru doğurur. Yavruların gözleri doğumdan sonra 10.günde açılır. Anne kedi yeni doğan yavrularını yalayarak temizler ve hemen emzirmeye başlar. Doğum yaptığı yeri emniyetli bulmaz ise en kısa zamanda daha emniyetli ber yer bulup , yavrularını buraya taşır. Anne yavrularını çok az yalnız bırakır ve sadece ihtiyaçlarını karşılamak için yavrularından uzaklaşır.

Henüz gözleri açılmayan yavrular annelerinin kokusundan başka bir kokuya tepki göstererek korunmaya çalışırlar.

Yavrularının hareketlerini, başlangıçta yürümekle sürünmek arasında bir durum gösterir.

Yavru kardeşler arasında çoğu kez süt kavgası olur. Kardeşler arasında oyun oynama yaygındır. Oyun, yavruların gelişiminde önemli bir etkendir. Oyun anne tarafından kontrol altında tutulur ve anne, yavrularına yaşamaları için nasıl davranmaları gerektiğini öğretir. Eğer yavru tek kalırsa annesi ile annesi de yoksa başka tür hayvanlarla bile oynamak ister.

Kediler yerleşme alanlarına kuvvetli bir hakim olma duygusuna sahiptir. Yabancı bir kedinin kendi yaşadığı alana gelmesini istemezler. Yaşadıkları ev ve buna bağlı olarak yaşama alanları değiştirildiğinde, yeni yerini beğenmezse eski evine dönme çabası gösterirler. Van kedileri yeni yaşama alanlarına 20-30 gün içinde adapte olabilirler. Bu süre içinde çevreyi incelemekle beraber sahiplerine karşı ilgisizdirler.

Kediler temizlik duygusuna diğer hayvanlara göre daha fazla sahiptirler. Gerek yaşama alanlarını temiz tutmada gerekse kendilerini temizlemede büyük bir titizlik gösterirler. Tuvaletten sonra, tuvalet artıklarını gömme içgüdüsüne sahiptirler. Tuvalet ve yemekten sonra ellerinin yardımıyla ağız ve yüzlerini temizlerler.Van kedisinin avcılık özellikleri üstündür. Ev içinde ve dışında fare, kertenkele, kuş, sinek ve küçük böcekleri avlayıp yerler. Ev dışında iç içe yaşadıkları kümes hayvanlarına saldırmazlar.

Van kedisi insanlarla birlikte aile ortamı içinde yaşamayı sever. Eğer insanlarla ilişkisi yok ise ya da çok az ise vahşileşmeye başlar.

Van kedisi sevilmekten çok hoşlanır ve kendisine gösterilen sevgiye bağlılık ve sevgiyle karşılık verir. Sevgi istekleri özellikle gebelik döneminde daha fazladır. Sahiplerine çok yakın davranır ve severler. Yabancıları gördükleri zaman tepki göstererek, kaçarlar. Kendisini sevenlerin kucağına çıkıp, okşayan elleri önce hafifçe ısırır sonra yalıyarak sevgi gösterisinde bulunur ve mırıldanır. Sahibinin, diğer kedi ve küçük çocukları sevmesini kıskanır.

van kedisi erciş tek göz pişik
Van kedilerinde sağırlığın yaygın olduğu kanaati var ise de tekgöz (Diskromatopsi) ve mavi gözlü kedilerde ancak %2-3 civarında sağırlık vardır.

Van kedisi kendi isteğiyle suda yüzmeyi ve suyla oynamayı seven tek kedi türü olarak bilinmektedir.

Van kedisi, yemeğin, sütün sıcak olup olmadığını ön ayağı ile kontrol eder ve yemek uygun sıcaklıkta ise yemeğini yer. Van kedisinin, kavun, karpuz ve bazı meyveleri de yediği gözlemlenmiştir.

Van kedisinin kürkü kalın olmasına rağmen soğuktan etkilenir ve titrer.

Van kedileri kendi aralarında ve insanlarla haberleşmek için bir takım sesler çıkarırlar. Çıkarılan bu sesler onların hissi durumları ile ilgilidir. Kedilerin miyavlamaları isteklerine göre çeşitlilik gösterir. Bu miyavlamanın bir kısmı insanlarla olan ilişkileri, bir kısmı yavrularıyla veya erişkinlerde seksüel aktivite ilgili haberleşme şeklidir. İhtiyaçlarına göre çıkardıkları seslerin yüksekliği ve frekansları değişir. Van kedisi sabahleyin sahibiyle karşılaşmasında yüksek sesle miyavlayarak sevincini gösterir. Acıktığında mutfak kapısına doğru giderek, acıktığını belirtecek şekilde miyavlar.

Yiyeceği verildiğinde yemeden önce sahibine sürünerek minnetini belirtir. Tuvalet ihtiyacını duyduğunda da, kapının önüne giderek miyavlayarak sahibinden kapısını açmasını ister, eğer kapının açılması gerekiyorsa kapı koluna uzanıp çekerek kapıyı açtığı da görülmüştür.

Yapılan incelemeler sırasında Van kedisinin eğitime çok iyi cevap verdiği gözlendi. Kendisine öğretilenleri çok çabuk kavrar. Tuvalet ihtiyacı için bir yere konulan toprağın yerini hemen kavrayıp bunun dışında başka bir yeri kullanmadıkları tesbit edilmiştir.

Van kedisi yavruları 2-3 aylık iken isimlerini öğrenmektedir. Fakat bu öğrenmenin ismi öğrenmeden çok tanıdığı bir ses tonuna bağlı algılama olduğu düşünülmektedir.

Sevimli, cana yakın, zeki, çevik, sadık, güzel ve ilgi çekici görünümlü Van kedisinin neslinin azalmaması ve melezleşmesinin önlenmesi için tüm çabaların gösterilmesi gerekmektedir.

tefeci erciş

Bunların pekçok türü vardır memleketimizde. Bazılarını bir cuma namazı vakti koca göbeğini çekerek cemaati eze eze Büyük Camii‘de en ön safa geçerken görebilirsiniz. İğrenç yüzlerinden riya akar. Bazıları ortalıkta fazla gözükmez ama ne zaman yardıma muhtaç, çaresiz birini tesbit ederse ortaya çıkar ve o bilindik “hayırsever(!)” kişiliğini pazarlamaya çalışır.

Gün geçmiyor ki yıkılan bir ev haberi yüreğimi yakmasın. Tefecilerin iliğine kadar sömürdüğü bu zavallılar evlerini, arazilerini satıp çareyi bir büyük şehre göç etmede buluyorlar. Göç başlıbaşına bir yıkım… Gittikleri yerlerde ise başka türlü sorunlar işte herşeyini tefecilere kaptırmış bu garibanları bekliyor.

Peki kim bu bu tefeciler?

Bunlar, hırsları ile çakallara benzerler. Tuzak kurmada pek mahirdirler. Avlarına tatlı dilleri ile yaklaşırlar. Avlarını poh pohlayarak olayın vehametini algılamasını engellerler. Arkalarında zorba aşiret güçleri vardır. Namus, haysiyet, şeref, onur, ahlak kavramları bunların sözlüklerinde yoktur. Borcunu ödeyemeyecek durumda olan birine “Karın, kızın da mı yok?” diyecek kadar adidirler.

Bunların tuzağına düşmüş biri girdiği girdaptan bir türlü çıkamaz. “Bu ayı da atlatayım, kimse duymadan borcumu kapatacağım” umuduyla sürüklenir. Aylar, yıllar geçer ve borç gittikçe katmerlenir.

Tefeci, aslında bunu istemektedir. Ağına düşürdüğü kurbanının herşeyini alabileceği kadar faiz yükünün artmasını sinsice bekler. Fazla sıkıştırmaz bile. Hatta borcunu hafif göstermeye bile çalışır.

Fakat borç tefecinin belirlediği sınırı geçmeye başlayınca, sıkıştırmalar daha sonra dozu gittikçe artan tehtidler başlar. Sağa sola “Şu herifin bana şu kadar borcu var!” lafını etmekten geri durmaz.

Tefeci avını rastgele seçmemiştir. Borçlandırdığı adamın ya babasının, ya amcasının, ya da dayısının hali vakti yerindedir. Kara sinekler gibi sömüreceği birşey olmasa etrafta uçuşmaz anlayacağınız.

Haber akrabalara ulaşır. Önce kimse inanmak istemez. Ama acı gerçekler hızlıca öğrenilir. Borçlu da artık akrabalarına durumu itiraf eder. Tuhaf bir rahatlama duygusu yaşar anlık da olsa. Ne de olsa yıllardır içini kemiren kurdu artık kusmuştur. Ama artık sokağa çıkamaz olmuş, tanıdıklarının “Geçmiş olsun abi, duyduklarım doğru mu?” sözü ona artık fazla gelmeye başlamıştır.

Önce bu adi tefecinin elinde resmi bir belge olmadığı düşünülür. Oysa elinde imzalanmış boş senetler vardır. Hem senet olmasa da birşey farketmez. Tefeci, akla hayale gelmedik tehtidlerin, her türlü sindirme ve yıldırma tekniklerinin senetten daha iyi iş yapacağını çok iyi bilir. “Şu güne kadar ödemezse, karışmam!” “Çoluk çocuğu okula gitmiyor mu onun?” “İhtiyar babasına yazık olur yoksa!”

Herkeste bir tedirginlik, huzursuzluk… Bela işte buna denir. Ne yapacaksın?

-Ulan eşşek oğlu eşşek! Paraya sıkıntın vardıysa bize niye söylemedin?

-Ne bileyim böyle olacağını!!!!

-Yav, onu boşver! Diyelim ki böyle bir haltı yedin, ne diye bu kadar beklettin? Zamanında deseydin….

Bu iletişim çeşidi aslında bir kısır döngüdür ve bir süre döngüsüne devam eder.

Aramızdaki sosyal yardımlaşma becerisi mi tükendi? İletişim gücümüz mü zayıfladı? “Bu zamanda kardeş kardeşe yardım etmez” saplantısına mı kapıldık? Ne oldu? Anlayamıyorum…

Ne oldu da yakınlarımız bu şeref yoksunu, zalim tefeci bozguncularına muhtaç oldu?

Ha… Unutmadan bu arada bir şekilde emniyet güçlerinin de olan bitenden haberi olmuştur. Ellerinden geleni yapıyor veya yapabiliyor olmalarını ne kadar çok isterdim…

Peki bu tefecileri nasıl tanıyabiliriz? diye biri sorar.

Merak etme, Erciş caddelerinde yürürken bunları mel’un yüzlerinden tanır ve ne mal olduklarını anlarsın artık. Bunların yalakalarını bile yolda görürsen, yolunu değiştir. Emin ol ki en hayırlısı budur.