Mart 2007


Akdamar Kilisesi ve Erciş Kalesi

Akdamar Kilisesi Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın öncülüğünde düzenlenen törenle müze olarak açıldı.


Önce basında yer alan haberlere bakalım:

Van Gölü üzerinde Kutsal Haç adına Vaspurakan Kralı 1. Gagik tarafından 915-921 yılları arasında Keşiş Manuel’e yaptırılan ve Ermeni mimarisinin önemli eserleri arasında yer alan kilise, Kültür ve Turizm Bakanlığının yaptığı ihaleyle Kartalkaya firması tarafından 2006’da başlayan çalışmayla restore edildi.Vali Niyazi Tanılır, Kilise’nin 29 Mart’ta törenle açılacağını ve bir anıt müze olarak yeniden ziyaret edileceğini söyledi.

ve 29 Mart:

Akdamar Kilisesi’nin açılış törenine Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç’un yanı sıra Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob Mutafyan, Ermenistan Kültür Bakanı Yardımcısı Gagik Gürciyan ve yaklaşık 30 ülkenin büyükelçisi ve Ermeni cemaatinin temsilcileri katıldı.

Kime ait olursa olsun herhangi bir tarihi eserin restore edilmesine karşı olmam tabii ki sözkonusu olamaz. Türk milleti, tarih boyunca herhangi bir millete ait kültürel mirası yok etmeye asla tenezzül etmemiş aksine muhafaza etmeye çalışmıştır. Ama aynı muameleyi ne yazık ki karşı taraf asla yapmamıştır. Bir Türk şehri olan Erivan‘daki Türk-İslam mimarisini temsil eden Gök, Köprü Kulağı, Kale ve Tepebaşı mescitleri ile Serdar Kalesi ve şehir içindeki kervansaray, Ermeniler tarafından yıkılmıştır. Erivan’da 19. yüzyıl başlarında Türk nüfusu yüzde 83 idi, ancak 1. Dünya Savaşı sonrasında bu oran yüzde 4.3‘e düştü, bugün ise bölgede Türk nüfusu kalmamıştır.

Benim kabullenemediğim ve sorgulamak istediğim asıl mesele Erciş Kalesi hakkında. Erciş Kalesi, bize ecdatımızın en değerli armağanlarından biri. Ama yıllar içinde Van Gölü‘nün sodalı suyu altında yavaş yavaş can vermesi hiç kimseyi harekete geçirmedi. Tarihe şahitlik etmiş kale bedenleri çöküp yok olurken kimsenin aklına restorasyon yapmak gelmedi?

NEDEN?

Bugün geriye kalan yıkık iki bedeniyle Erciş Kalesi son nefesini vermekte,
neden hiçkimse bunu umursamıyor?

Neden, Selçuklu ve Karakoyunlu Türkleri‘ne ait Çelebibağı‘nda bulunan
tarihi mezar taşları yok olmak tehlikesine karşı korunmuyor?

Kırılan, tahrip edilen mezar taşları ve yağma edilen tarihi miras…….
Buna kim dur diyecek?

Neden beynimizde kendimizi küçük görme gibi bir zehri barındırıyoruz?
Ne zaman bu zehri kusup, kendimiz gibi olmaktan mutlu olabileceğiz?

Ne zaman?

Erciş İlçe Haritası

Erciş, Van ilinin en büyük ilçesidir. Van Gölü’nden 5 kilometre içeride, 25 metre yükseklikte kurulmuş olan Erciş’in yüzölçümü 2115 kilometre kare, denizden yüksekliği 1750 metre, Van’a uzaklığı ise 100 kilometredir.

2 beldesi, 12 mahallesi, 86 köyü ve 36 mezrası bulunmaktadır. İlçe merkezi nüfusu 73.200’dür(2000) köyleriyle birlikte toplam nüfusu ise 145.229′dur. Bugün de çevre il ve ilçelerden yoğun şekilde göç almaktadır.

Van ilinin kuzeyinde, gölün sahilinde bir şerit halinde uzanan ve sırtını kuzeyde yüksek dağ ve tepeler yaslamış Erciş’te, her mevsim ayrı bir güzellikte yaşanır. Gölden içerilere gidildikçe çeşitli meyveleri yetiştiren bahçeleri ,diz boyu yükselen ekin tarlaları ve kavak ağaçlarıyla yeşilin her tonu gözler önüne serilir. Bu yüzden Erciş,çevrede “Yeşil Erciş” olarak bilinir.

13. yüzyılda ünlü ticaret yolunun geçtiği Erciş’in bugün doğunun batıya açılan kapısı olması buraya ayrı bir önem kazandırmıştır. İran’dan Ortadoğu ülkelerine giden transit yol buradan geçmektedir. Erciş-Ağrı , Erciş-Bitlis ve Erciş-Van karayoluyla yurdumuzun her tarafına gidilmektedir

Erciş Ovası, Van Gölü kıyılarının en geniş ovalarından biridir. Ova, geniş vadiler boyunca içerilere sokulmuştur. Zilan Deresi’nin geçtiği yerlere “Hatun Çukurovası” , üzerinde Erciş ilçesinin bulunduğu düzlüğe de “Suluova” adı verilmektedir. Ayrıca bol otlu ve sulu birçok ova ve yaylası bulunmaktadır. Belli başlı akarsuları, ovayı kuzeyden güneye geçen Zilan Deresi, Deliçay, İrşad Çayı ve Yekmal Çayı‘dır.Zilan Deresi üzerinde Koçköprü Barajı bulunmaktadır.

Kuzeyinde Aladağ ve Tendürek, İlçeye yaklaştıkça Meydan Dağı, Gürgür, Baba Dağı, Zernaki Tepe, hemen devamında Grekor ve Kızılkaya Tepeleri ilçeye hakim yükseltilerdir. 1841 yılında Van Gölü sularının tekrar alçalıp yükselmesi sonucu Erciş halkı, eski yerleşim yerleri olan Erciş Kalesi ve civarını terkederek Yukarı Çınarlı, Gölağzı, Kasımbağı, Alkanat ve Çelebibağı‘na ve 15-20 hanelik bir köy olan Eganis (Akans) adı verilen yere taşınmış ve burası Erciş adını almıştır. 1910 yılında ilçe olmuş, 18 Mayıs 1915 ‘te Rus ve Ermeni işbirliği ile işgal edilmiş ve 1 Nisan 1918 de de kurtarılmıştır.

balık bendinde çırpınan inci kefaliler…kümbet…süphan dağı’nın heybetli duruşu…meşhur erciş üzümü…ve sahili ziyarete gelmiş flamingolar…

Erciş, tarih olarak M.Ö. ‘ye uzanan bir geçmişe sahiptir. Tarih öncesi ve sonrası bir çok kavime yurt olmuştur. Bunlardan bir kısmına Bey’lik bir kısmına Sancak Merkezliği yaparken, 14. yüzyılda da Karakoyunlular’a başkentlik yapmıştır. Urartular’dan Osmanlılar‘a kadar bir çok uygarlığın izlerini taşıyan Erciş, tarihte kervan yollarının kavşak noktasında bulunduğundan ünü kısa zamanda en uzak ülkelere kadar yayılmıştı. Bu yüzden eski ve orta çağlarda Van Gölü’nün tamamı ve daha sonraları kuzey doğusunda uzanan körfez için Buhayra-i Arciş (Arciş Gölü ) denilmekteydi.

Özellikle Sökmenliler, İlhanlılar, Karakoyunlular ve Osmanlılar dönemi Erciş’in en parlak dönemleridir. İlçede Selçuklular’a ve Karakoyunlular’a ait kümbetler, mezarlıklar, koç ve koyun heykelleri önemli birer belge niteliğindedir.

Tarihte Arzaşkun, Arsissa, Argişti Khinili, Arciş, Ardişi, Eganis, Erdiş şeklinde geçen ilçenin adını, Urartu Krallarından II. Arsissa veya bu topraklar üzerinde kurulduğu belirtilen Arsissa veya Arzaşkun adlı şehirlerden aldığı tahmin edilmektedir. Bugün Erciş’te birçok tarihi eser ve yer bulunmaktadır.

İlçenin Çelebibağı beldesinde Tunç Çağından günümüze kadar kullanılan ve üzerinde Urartular’a Selçuklular’a Osmanlılar’a, Celayirlilere ve Karakoyunlular’a ait değişik örneklerin bulunduğu mezarlığı, Van Bitlis ve Ağrı yol güzergahlarında bulunan Karakoyunlular‘a ait Kadem Paşa Hatun, Zortul ve Akçayuva Kümbetleri, Osmanlı-İran savaşlarında büyük önem kazanan ve şu anda Van gölü suları içerisinde sadece iki yıkık bedeni kalan Erciş Kalesi , ilçenin hemen kuzeyinde Urartular’dan kaldığı belirtilen Zernaki şehir kalıntısı sadece birkaçıdır.

Doğu Anadolu bölgesinin Tatvan’la birlikte en gelişmiş ve düzenli ilçesidir. Ticaret hayatı güçlüdür fakat özellikle Kükürt gibi doğal ürünlerini işleyecek bir orta boy sanayiden yoksundur. Şehrin önemli geçim kaynaklarının başında Erciş Şeker Fabrikası gelmektedir. Ayrıca Vangölü havzasındaki ilçe belediyeler içerisinde ekonomik gelişme itibariyle ilk sıradadır.

Kültürel havza itibariyle ise, Van kentinden çok Ahlat ve Adilcevaz kuzey Van gölü hattına daha yakındır. Bu yönüyle Van ve Erzurum arasındaki kültürel geçiş bölgesi özelliği gösterir. Folklorik öğeleri daha çok Bitlis havzasının karakterini gösterir. Bölgesinin demografik ve ekonomik çekim merkezidir. Doğal güzellikleri itibariyle ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Şehrin Osmanlı dönemindeki mahalle düzeni korunmakla beraber on yıllarda yüksek katlı yapılaşmaların artmasıyla otantik görünümünü kaybetmiştir. Vangölü kıyıları da aynı ekolojik sorunla yüzyüzedir. Korunması ve doğal özellikleri geliştirilmesi gereken bir beldedir. Türkiye’nin en güzel ilçelerinden biridir.

 

Çelebibağı ve kış

Ölmekten korktum…
Yo yooo! Ölmekten korkmamıştım. Okula gidemeyecek olmam beni üzüyordu o kadar işte. Öğretmenin verdiği ödevleri ona teslim edemeyecek olmamdı sorun. Ne demişti öğretmenim:

“Akşam televizyondan radyodan dinlediğiniz haberleri özet olarak yazın.”

Ben de bi dolu haber yazmıştım. İşte şurda çatışma bilmem kaç asker şehit oldu, trafik canavarı yine işbaşındaydı, yollar kan gölü….. Bizim inek doğurdu, aynı annesi gibi sarı tüylü bir buzağı… Ne kadar da sevinmiştim. Sahi neden bunun haberini vermiyorlardı televizyonlar, radyolar… Neden hiç görmediğim bir hayvanat bahçesinde hiç göremiyeceğim bir gergedanın doğumu bir haber oluyordu?

Herkes 5 dese de ben 6 yaşındaydım ve ilkokul birinci sınıf öğrencisi olarak şu zemheri soğuğunda sabahın köründe yoldaydım. Evimiz neden köyün taa bir ucundaydı. Ahh.. dede neden hiç düşünmedin şu Edipcik kış günü okula nasıl gider diye….

Allahım ne kar öyle… Bana eşlik edecek arkadaş da yok. Keşke annemin sözünü dinleyip çıkmasaydım yola. Ne olmuş öğretmen bir buzağımız olduğunu öğrenmeseydi.

Şu cizlavet çizmeler, hiç de ısıtmıyorlar ayağımı. Nenemin ördüğü yün çoraplar da olmasa tümden donacak ayaklarım. Şu kar ne kadar da acımasız yağıyor.

İşte korkuların her türünü yaşadığım ağaçlıklardan geçiriyorum. Köyün en azılı köpekleri burayı mesken tutmuş. Şu karda kaçacak mecalim de yok zaten.

……

Ölmekten korktum….
Yo yooo! Babamın neden anneni dinlemeyip de gittin demesinden, kaşlarını çatmasından korktum.
Yeni bizavımı (buzağı) yazın otlatmaya götüremeyecek olmamdı korkumun nedeni belki de…
……….

Zahar itler gavalıyıp. (Galiba köpekler kovalamış.)

O da edip ki gaça. Sonra saplanıp gara. (Kaçarken kara saplanmış.)

Men bulanda dili ağzi çekilmişti. Biheç düşmüştü. (Bulduğumda konuşacak hali yoktu.)

Belengaz, tez getmesem ölecehdi. (Zavallı,zamanında gitmezsem ölürdü.)

………

Bir sıcak oda, bir köy odası ve şefkatli, acıyan bakışlar altında kendime geldiğimde, daha sonra bana herzaman hatırlatacakları işte o sözü söyledim:

Men mehtebe gej galdım degil? (Okula geç kaldım değil mi?)

Görüş ve düşünüşlerinizi yazabileceğiniz yer…

güvercin

 

Çelebibağı ve Flamingolar

Van denizi’nin kenarında gün batmak üzereyken, işte bu koca denizin tarihini içinde saklayan Çelebibağı’nda flamingoları uçarken seyretmek tuhaf bir duygu veriyor insana….

Burnuna inci kefalı kokusu geliyor, baş döndüren ağır yosun kokusuyla birlikte…
Kurbağa sesleri duyulmaya başlandı, diye söyleniyorsun… Doğru, akşam oluyor artık!….

Eve dönerken yolda ezilmiş kurbağa ölüleri, inek, at pislikleri…
Onlarca ne bileyim belki de yüzlerce mığmığ (sivrisinek) çoktan çıplak kollarını, ayaklarını şişirmiştir zaten.

Eve gelirsin, elektrik kesilmiştir…
Ceyranlar gétti, rüzgar var, zahar yarpağlar tellere degii…. gibi sesler, konuşmalar olurken, sen yorgunluktan şişmiş ayaklarını yıkarsın tulumbanın yanında….

Sonra…
………………………………………….

17.08.2003 tarihli gazetelerden bir haber:

Van’ın Erciş İlçesi’ne bağlı Çelebibağı Beldesi’nde bulunan ‘Ercişli Emrah ile Selbi Kuş Cenneti’ne gelen yüzlerce flamingo, yerli halkın ilgi odağı oluyor. Her yıl temmuz ve ağustos aylarında sürüler halinde beldedeki kuş cennetine gelen ve burada 2 ay boyunca konaklayan flamingo kuşlarının korunması için bir dizi önlemler alındı.

Erciş Avcılar ve Atıcılar Derneği Başkanı Atilla Elbir, dernek olarak kuşların avlanmaması için bir bekçi tuttuklarını belirterek, “Flamingolar 3 yıldır aralıksız olarak bu sezonda Van Gölü sahilindeki kuş cennetinde konaklıyorlar. Geçen yıl bilinçsiz kişi veya kişiler tarafından bu kuşlar ‘Acem Kazı’ diye avlanıyordu. Biz bunu duyar duymaz gerekli tedbirlerimizi aldık. Ücretini kendimiz karşılayarak bir bekçi tutup, nesli tükenen göçmen kuşları koruma altına aldık” dedi.

Bu arada, Çelebibağı Belediye Başkanı Kutbettin Türkmenoğlu ise, beldelerinde bulunan kuş cennetine sürüler halinde konaklayan flamingoların korunması için belediye olarak her türlü yardıma açık olduklarını söyledi. Öte yandan, Çelebibağı Beldesi–Erciş Kalesi ve Kasımbağı Köyü arasındaki sazlık alanda yaşamlarını sürdüren göçmen flamingolar,özellikle sodalı suları tercih ediyorlar.

Ermeni Terörü-Ermenilerin Katlettiği masum çocuklar

Bu e-kitap, Ermenilerin bölgemizdeki halka yaptığı soykırımı fotoğraflarla anlatmaktadır. Sayfa 29 ve 30′da Erciş‘te ortaya çıkarılan ve içinde Ermenilerce vahşice katledilmiş Türklerin bulunduğu toplu mezarın fotoğrafları var. Bu günlerde sıkça gündeme getirilen sözde Ermeni soykırımı iddialarına cevaptır.

Kitabı aşağıdaki linke tıklayarak okuyabilirsiniz.

Fotoğraflarla Ermeni Zulmü

Kars’ın Subatan köyünde Ermenilerin yaptığı katliamının feci bir örneği: Kadınlar, çocuklar; annelerinin karnından çıkarılan bebekler….(25 Nisan 1918)


Mayıs 1915′te Ermeniler Van’da büyük bir katliam yaptılar. Karnındaki bebeği süngüyle çıkarılıp öldürülen hamile kadınlar, kulakları burunları kesilmiş çocuklar, kafatası çatlayana kadar darb alıp can veren ihtiyarlar… Erciş’de Çavuşoğlu samanlığında bulunan toplu mezar bu vahşetin en büyük tarihi delilidir. (Tüm bu vahşetin tanıkları olarak; açığa çıkarılmış toplu mezarlarda yapılan incelemeler ve o günlerden kalma fotoğraflarlar sitemizde yayınlanacak inşallah.)

Şimdi böyle bir vahşetin nasıl vuku bulduğunu anlayabilmek için tarihde bir yolculuğa çıkalım. Ermeniler, Karakoyunlular’ın himayesinden sonra Osmanlı hakimiyeti altına girmiş ve gerçek barış ve sukunet içinde yıllarca yaşamıştır. Tanzimat fermanı ile birlikte özellikle İngilizlerin ve Rusların destekleri ve kışkırtmalarıyla teşkilatlanmaya ve isyanlar çıkarmaya başladılar. Bu gözü dönmüş sürünün kurduğu Hınçak ve Taşnak çeteleri Doğu anadoludaki masum sivil halka akla hayale gelmedik işkence ve zulmü yapmıştır. Bu çetelerin amacı “Büyük Ermenistan(!)” dı. Bu zavallı(?) Ermeniler’e bu rüyayı yutturanlar ise şüphesiz İngilizlerdi.

İngilizler, Doğu Anadolu’ya pekçok ajan göndermişti. Bu ajanlar Türk ve Ermeni köylerine gidiyor ve buralarda fitne tohumları ekiyordu. Bu fitne tohumları o kadar zehirliydi ki bir müddet sonra Ermeniler Türklere düşman kesilmişti. Örneğin, bu İngiliz ajanları bir Ermeni köyünün papazını öldürüp cesedini müslüman olan köyün bir yerine atmış ve böylece suçu müslümanlara yıkarak Ermenileri kışkırtmak için bir sebep daha oluşturabilmişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu’nun diğer bölgelerinde yaptığı faaliyetleri (Ör, Hicaz’da Vehhabilik denen sapık akımı kurduran İngilizlerdir.) de gözönüne alırsak İslam’a düşmanlık yönüyle İngilizler pek iddialıdır diyebiliriz. Üstelik bu düşmanlığı pek sinsice ve planlıyarak yürütmüşlerdir ve yürütmektedirler.

İstanbul’dan Erzurum’a kadar pekçok yerde isyan çıkaran Ermenilerin en son Van’daki katliamından sonra bir kanun çıkarılmıştır. Bu kanunla savaşın doğuracağı zararlardan korumak maksadıyla hem Ermeniler hem de müslüman ahali başka yerlere yerleştirilmek üzere göç ettirilmiştir. Erciş’te bu olay “muhacirlik zamanı veya seferberlik vakti” olarak bilinir. Hele siz dedelerinize bir sorun yaşanan çileleri iç geçirerek nasıl anlatacaklardır.

Mesela; şu anda Erciş’te yaşamakta olan bir dedemize kulak verelim bakalım o yılları bize nasıl anlatıyor:

-Men uşağdım o zamanlar. Babam diyidi; senin bir gardaşın muhacırlığ zemani geyboldi. Sonra onnan bi habar alamadığ. Öldi mi galdi mi heç bülmürüğ. Senin bi emmin de yolda hesteledi tir tir titriyidi. Belengaz elimizde can verdi. Babam bele anlattıği zeman özünü tutamaz ağlardi……………………

Ve daha nice acılarla doludur bu göç öyküleri. Şimdi ABD’de ve Avrupa’da yaşayan Ermenilerin elit kesiminin iddia ettiği sözde Ermeni soykırımı işte bu göç sırasında ölen Ermeniler üzerine kuruludur. Oysa sırf Ermeniler yüzünden göç ettirilmiş müslüman ahaliden pekçok kişi de hayatını kaybetmiş ve daha ağır felaketlerle karşılaşmıştır. Ne yazık ki ülkemizden de bu konuda bazı yalakaların, kendini satmış budalaların ağzından tarihi vesikalara dayanmayan sözler çıkmıştır. Oysa dünyadaki pekçok objektif tarihçi bu meseledeki gerçekleri çekinmeden tüm belgeleriyle dile getirmiştir. www.tallarmeniantale.com örneğin bu sitede Ermenilerin gülünç iddialarının geçersizliğini tüm delilleriyle görebilirsiniz. Yine de doğruya gözlerini kapamayan böyle tarihçilerin varlığı insana gelecek adına bir ümit veriyor.

Tarihe bir masal veya hikaye gözüyle baktığımız müddetçe tarihten alacağımız birşey yoktur muhakkak. O gün kendi çıkarları için Ermeniler ile müslüman ahali arasına fitne fesat tohumları ekenler bugün boş durmayacaktır elbette. Şimdi bölgede farklı farklı “kimlikler” meydana getirip, bunlar arasına uçurumlar koyup sonrada çatışma ortamına itmek gibi bir gayenin peşindeler. Çok üzülerek belirteyim ki onların bu tuzağına düşmüş içimizde bazı ahmaklar da yok değil. Biz birbirimize düştükçe “onlar” yeni sömürge alanları oluşturacak, biz birbirimize “sen şusun ben buyum” dedikçe onlar bir yerleri “demokrasi(!)” pazarlamak için işgal edecek ve o yerlerde huzurun köküne kibrit suyu dökecektir. Bunun başka türlü izahı yoktur.

Bizim yapacağımız önce tarihimizi, kültürümüzü, dinimizi doğru kaynaklardan titizlikle öğrenmek ve bunu gelecek kuşaklara aktarmak için çaba sarf etmek. Sonra var gücümüzle -birilerinin elinde kukla olmamak için,üzerinde oyunlar oynanan “cahil sürü” sıfatıyla anılmamak için- çalışmak. İnşallah insaf sahipleri için dile getirmeğe çalıştığımız şeyler “boş laf” olmamıştır.

Sonraki Sayfa »