tefeci erciş

Bunların pekçok türü vardır memleketimizde. Bazılarını bir cuma namazı vakti koca göbeğini çekerek cemaati eze eze Büyük Camii‘de en ön safa geçerken görebilirsiniz. İğrenç yüzlerinden riya akar. Bazıları ortalıkta fazla gözükmez ama ne zaman yardıma muhtaç, çaresiz birini tesbit ederse ortaya çıkar ve o bilindik “hayırsever(!)” kişiliğini pazarlamaya çalışır.

Gün geçmiyor ki yıkılan bir ev haberi yüreğimi yakmasın. Tefecilerin iliğine kadar sömürdüğü bu zavallılar evlerini, arazilerini satıp çareyi bir büyük şehre göç etmede buluyorlar. Göç başlıbaşına bir yıkım… Gittikleri yerlerde ise başka türlü sorunlar işte herşeyini tefecilere kaptırmış bu garibanları bekliyor.

Peki kim bu bu tefeciler?

Bunlar, hırsları ile çakallara benzerler. Tuzak kurmada pek mahirdirler. Avlarına tatlı dilleri ile yaklaşırlar. Avlarını poh pohlayarak olayın vehametini algılamasını engellerler. Arkalarında zorba aşiret güçleri vardır. Namus, haysiyet, şeref, onur, ahlak kavramları bunların sözlüklerinde yoktur. Borcunu ödeyemeyecek durumda olan birine “Karın, kızın da mı yok?” diyecek kadar adidirler.

Bunların tuzağına düşmüş biri girdiği girdaptan bir türlü çıkamaz. “Bu ayı da atlatayım, kimse duymadan borcumu kapatacağım” umuduyla sürüklenir. Aylar, yıllar geçer ve borç gittikçe katmerlenir.

Tefeci, aslında bunu istemektedir. Ağına düşürdüğü kurbanının herşeyini alabileceği kadar faiz yükünün artmasını sinsice bekler. Fazla sıkıştırmaz bile. Hatta borcunu hafif göstermeye bile çalışır.

Fakat borç tefecinin belirlediği sınırı geçmeye başlayınca, sıkıştırmalar daha sonra dozu gittikçe artan tehtidler başlar. Sağa sola “Şu herifin bana şu kadar borcu var!” lafını etmekten geri durmaz.

Tefeci avını rastgele seçmemiştir. Borçlandırdığı adamın ya babasının, ya amcasının, ya da dayısının hali vakti yerindedir. Kara sinekler gibi sömüreceği birşey olmasa etrafta uçuşmaz anlayacağınız.

Haber akrabalara ulaşır. Önce kimse inanmak istemez. Ama acı gerçekler hızlıca öğrenilir. Borçlu da artık akrabalarına durumu itiraf eder. Tuhaf bir rahatlama duygusu yaşar anlık da olsa. Ne de olsa yıllardır içini kemiren kurdu artık kusmuştur. Ama artık sokağa çıkamaz olmuş, tanıdıklarının “Geçmiş olsun abi, duyduklarım doğru mu?” sözü ona artık fazla gelmeye başlamıştır.

Önce bu adi tefecinin elinde resmi bir belge olmadığı düşünülür. Oysa elinde imzalanmış boş senetler vardır. Hem senet olmasa da birşey farketmez. Tefeci, akla hayale gelmedik tehtidlerin, her türlü sindirme ve yıldırma tekniklerinin senetten daha iyi iş yapacağını çok iyi bilir. “Şu güne kadar ödemezse, karışmam!” “Çoluk çocuğu okula gitmiyor mu onun?” “İhtiyar babasına yazık olur yoksa!”

Herkeste bir tedirginlik, huzursuzluk… Bela işte buna denir. Ne yapacaksın?

-Ulan eşşek oğlu eşşek! Paraya sıkıntın vardıysa bize niye söylemedin?

-Ne bileyim böyle olacağını!!!!

-Yav, onu boşver! Diyelim ki böyle bir haltı yedin, ne diye bu kadar beklettin? Zamanında deseydin….

Bu iletişim çeşidi aslında bir kısır döngüdür ve bir süre döngüsüne devam eder.

Aramızdaki sosyal yardımlaşma becerisi mi tükendi? İletişim gücümüz mü zayıfladı? “Bu zamanda kardeş kardeşe yardım etmez” saplantısına mı kapıldık? Ne oldu? Anlayamıyorum…

Ne oldu da yakınlarımız bu şeref yoksunu, zalim tefeci bozguncularına muhtaç oldu?

Ha… Unutmadan bu arada bir şekilde emniyet güçlerinin de olan bitenden haberi olmuştur. Ellerinden geleni yapıyor veya yapabiliyor olmalarını ne kadar çok isterdim…

Peki bu tefecileri nasıl tanıyabiliriz? diye biri sorar.

Merak etme, Erciş caddelerinde yürürken bunları mel’un yüzlerinden tanır ve ne mal olduklarını anlarsın artık. Bunların yalakalarını bile yolda görürsen, yolunu değiştir. Emin ol ki en hayırlısı budur.