Balık bendi Erciş İnci Kefalı balıkbendi



Bu balıklar çıldırmış olmalı!!! diye haykırdım beni kolumdan tutup “balık bendi” ne getiren arkadaşlarıma doğru.

-Şuna bakar mısınız? Her biri havada kıvrıla kıvrıla uçuyor gibiler. Yooo, bana bu balıklar normal dedirtemezsiniz, dedim.

Kahkahalar yükseldi… Hatta benimle alay edenler bile oldu. (Çok mu zoruma gitmiş ne?)

Hele ge, birez balığ tutağ.………….. teklifinden sonra, manzara şu şekildeydi;

Paçalarımızı dizlerimize kadar sıvamış, az sonra Van Gölü‘ne karışacak serin suların içine kendimizi bırakmıştık. Sudaki balıklar ayağıma çarpıp çarpıp yollarına devam ediyordu. Evet bunu hissedebiliyordum. Ayağın gıdıklanması gibi birşey. İtiraf edeyim ki ilk başlarda bundan ürkmüştüm. Sonra alışıyor insan. Hem bu hayatta nelere alışmadık ki…

Elimi suya daldırıyorum. Su çok serin. Şimdiki görevim, ayağımın dibinde akan balık sürüsünün masum üyelerinden en azından birkaçını yakalayabilmek. İlk denemem hezimetle sonuçlanıyor. Çünkü bu balıklar acaip hızlılar ve sabun gibi kayganlar. Sonra onlardan daha hızlı olmayı deniyorum, deniyorum, deniyorum…

Bazen herşeye rağmen balığı yakalıyordum, tam arkadaşımın bana uzattığı torbaya atacakken son bir hamle yapıp elimden kayıp, özgürlüğüne kavuşuyordu. Bu çok tuhaf bir duygudurumuna sokmuştu beni. “Hayal kırıklılığı” mı desem, “Hevesin kursakta kalması hali” mi desem, ne desem?

Aslında inci kefalilerin yaptığı bir göçtü. Tek amaçları vardı onların, yumurtalarını tatlı sulara bıraktıktan sonra çok sevdikleri sodalı sulara geri dönmeyi başarabilmek. Çırpınışları, yaydan çıkmış oklar gibi göğe yükselişleri hep bu yüzden.

Ama ben, “Şu balık avını bırakıp da inci kefalilerin bize anlatmak istediklerini düşünelim!” dersem oracıkta beni suya atarlardı arkadaşlarım. Bilmem, belki de arkadaşlarıma haksızlık ediyorum. En azından onların bu balık avı oyununu çok sevdikleri ve çocuklar kadar mutlu olabildekleri her hallerinden belliydi. Ne yalan söyleyeyim, ben de çok eğleniyordum.

Sonrasında, bu mahlukların çılgınlıkları bir tarafa yaptıkları şeyin eşsiz bir mücadele örneği olduğunu kendi kendime söyledim. Bu ne azim, bu ne sabır… Bu estetik manzaraya talip olanlar Erciş-Van yolu üzerinde Erciş Şeker Fabrikası yakınlarındaki balık bendine koşuyor ama ne kadarı balıkların bu göçünü anlamlandırmaya çalışıyor onu bilemem.

Sonra ne mi oldu? Bilindik şeyler… Yakalanabilen balıklar oracıkta pişirildi ve afiyetle yenildi. Herkes günün yorgunluğuyla eve gidip uyudu. Rüyasında ağlar dolusu balık yakaladı.