
Ölmekten korktum…
Yo yooo! Ölmekten korkmamıştım. Okula gidemeyecek olmam beni üzüyordu o kadar işte. Öğretmenin verdiği ödevleri ona teslim edemeyecek olmamdı sorun. Ne demişti öğretmenim:
“Akşam televizyondan radyodan dinlediğiniz haberleri özet olarak yazın.”
Ben de bi dolu haber yazmıştım. İşte şurda çatışma bilmem kaç asker şehit oldu, trafik canavarı yine işbaşındaydı, yollar kan gölü….. Bizim inek doğurdu, aynı annesi gibi sarı tüylü bir buzağı… Ne kadar da sevinmiştim. Sahi neden bunun haberini vermiyorlardı televizyonlar, radyolar… Neden hiç görmediğim bir hayvanat bahçesinde hiç göremiyeceğim bir gergedanın doğumu bir haber oluyordu?
Herkes 5 dese de ben 6 yaşındaydım ve ilkokul birinci sınıf öğrencisi olarak şu zemheri soğuğunda sabahın köründe yoldaydım. Evimiz neden köyün taa bir ucundaydı. Ahh.. dede neden hiç düşünmedin şu Edipcik kış günü okula nasıl gider diye….
Allahım ne kar öyle… Bana eşlik edecek arkadaş da yok. Keşke annemin sözünü dinleyip çıkmasaydım yola. Ne olmuş öğretmen bir buzağımız olduğunu öğrenmeseydi.
Şu cizlavet çizmeler, hiç de ısıtmıyorlar ayağımı. Nenemin ördüğü yün çoraplar da olmasa tümden donacak ayaklarım. Şu kar ne kadar da acımasız yağıyor.
İşte korkuların her türünü yaşadığım ağaçlıklardan geçiriyorum. Köyün en azılı köpekleri burayı mesken tutmuş. Şu karda kaçacak mecalim de yok zaten.
……
Ölmekten korktum….
Yo yooo! Babamın neden anneni dinlemeyip de gittin demesinden, kaşlarını çatmasından korktum.
Yeni bizavımı (buzağı) yazın otlatmaya götüremeyecek olmamdı korkumun nedeni belki de…
……….
-Zahar itler gavalıyıp. (Galiba köpekler kovalamış.)
-O da edip ki gaça. Sonra saplanıp gara. (Kaçarken kara saplanmış.)
-Men bulanda dili ağzi çekilmişti. Biheç düşmüştü. (Bulduğumda konuşacak hali yoktu.)
-Belengaz, tez getmesem ölecehdi. (Zavallı,zamanında gitmezsem ölürdü.)
………
Bir sıcak oda, bir köy odası ve şefkatli, acıyan bakışlar altında kendime geldiğimde, daha sonra bana herzaman hatırlatacakları işte o sözü söyledim:
-Men mehtebe gej galdım degil? (Okula geç kaldım değil mi?)
Mayıs 30, 2007 at 12:33 am
Edip Bey,
çok hoştu gerçekten..
bu yaşanmış bir hikâye mi?
dilerim öyledir. eğer değil de siz oracıkta yazıverdiyseniz hasedimden çatır çatır çatlarım.
ben de sizin siteyi Erciş’ten ibâret sanmışım. demek ki neymiş: okuyunca başka şeyler olduğu da görülebiliyormuş. kınadım kendimi. bigilerinize arz ederim efenim.
ha, bir de neymiş: candan demogoji yapmazmış!
Mayıs 30, 2007 at 2:24 am
Yaşanmış yaşanmasına da “olduğu gibi” taşısaydım satırlar kaldıramazdı bu yükü…
Ben de manipüle ettim kıyısından, köşesinden…
Beğendiğinize sevindim.
Demogoji yapmıyorsunuz bu doğru, bunu gittikçe daha iyi anlıyorum.
Üslûbunuza edebiyatçılar zamanı gelince bir isim koyarlar umarım
Mart 31, 2009 at 9:12 am
kimsiniz adınızı öğrene bilirmiyimmmmmmmmmm